"Arkası yarın" vol.3 - Caz Dansları vs. Yarışmalar
- Ceren AY
- 3 gün önce
- 2 dakikada okunur
İnsanın kendini ifade etmek için ettiği, kuralsızlıklar içinden akış ve uyum çıkardığı bir sanat formunun yarışması olması fikir beni hep düşündürüyor. Son yıllarda giderek artan sosyal medya üzerinden kişinin kendini pazarlaması, görünürlük ve ego tatmini elementleri ise cabası… Ha bu arada insanın en kolay kendini kandırması gerçeği bütün ihtişamıyla odadaki dev fil olarak dururken “ama iyi eğlendik” maskeli balosunun maşallahı var! 😅
Son yazımda Herrang’in bir “yarışma festivali” olmadığını söyleyip ILHC’ye göz kırpmıştım. International Lindy Hop Championships (ILHC) adıyla müsemma birçok çeşitli kategori ve seviyelerden oluşan bir şampiyona. ABD’de uzun yıllardır düzenlenen bu yarışmalar pandemi sonrasında Avrupa, Asya ve Latin Amerika kollarıyla da farklı lokasyonlarda düzenlenmeye başlandı. Yarışmaseverler için fena da olmadı. Ekonomik ve politik sebeplerden dolayı ABD’ye gidemeyen dansçılar yeteneklerini sergilemek için erişebilecekleri lokasyonlardaki yarışmalarda boy gösteriyor. Şahsen ben de son birkaç yıldır Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da düzenlenen ILHC Europe’a giderek organizasyon ekibinde gönüllü olarak çalışıyorum.
ILHC’den başka ilk etapta aklıma gelen Snowball, Savoy Cup, Lindy Fest festivallerini de yarışma festivali kategorisine eklerim. Hatta az önce bahsettiklerim gibi bazı festivaller ILHC için ön eleme olarak da kabul ediliyor. Bundan kastım, örneğin Snowball’da Advance Strictly yarışmasında birincilik kazanan çift ABD’deki ILHC’ye aynı kategori ve seviyedeki yarışmaya eleme turunu atlayarak finalde yarışabiliyor. Bu durum/düzen spesifik olarak yarışma festivali olmasa da yerel festivallerdeki yarışmalarda farklı bir türde yaşanabiliyor. Örneğin yerel bir festivalde Mix & Match yarışmasını kazanan çifte başka bir festivalin party pass’i hediye edilebiliyor. Elbette bu durum bazılarımız için başka bir motivasyon kaynağı da olabiliyor.
Yarışma festivalleriyle ilgili teknik detaylardan bahsettiğimize göre işin biraz daha işin iç yüzünü irdelemek isterim. Aslında okurlarımızın da bu konulardaki düşüncelerini duymayı çok isterim. Bize yazsanıza 💬
Yazımın açılışındaki felsefik/varoluşsal sorgulamalarımın yanı sıra aktif olarak yarışan bazı uluslararası eğitmenlerin veya dans camiamızdan yerelde ve yurtdışında olan arkadaşlarımın gelgitli düşünceleri de pek çok sohbetimizin konusu oluyor. Bazılarımız yarışmaya katılmayı tamamen bir eğlence veya “dostlar alışverişte görsün” mottosuyla ele alırken, bazılarımız için kendini gerçekleştirmeye dek uzanan bir ciddiyetle ele alınıyor. (Şaka değil; ILHC Europe'da finale çıkamadığı için ağlayanları gördü bu gözler.) Yelpazenin bu iki ucunda ve aradaki herkesin kendince haklı sebepleri olduğuna inanıyorum ve bazen empati yapmaya da çalışıyorum. Fakat ne olursa olsun bence olay kişinin karakter özelliklerine göre şekilleniyor. Kimimiz aşırı dışa dönük ve kendini patlangaç şekilde ifade etmek/görülmek onun hayat enerjisinin kaynağı. Kimimiz ise tamamen içe dönük ve yarışmalarda performans gösterme olayı onun için tam bir kabus. Sosyal dansta parlarken, yarışmada ayakları birbirine dolanıyor. Kimimiz daha ortada bir yerlerde, yarışmaya katılmak ona dansını geliştirme açısından bir pratik motivasyonu sağlıyor.
Gelin görün ki yelpazenin ortalarında yarışanların bazen derece alamadıkları yarışmalardan sonra uzun uzun süreçten nasıl keyif aldıklarına dair paylaşımlarını okumak bende ironik bir tat bırakıyor. Yarışma videosundaki tedirginliği/hırsı gün gibi ortadayken “önemli olan bu kadar yetenekli insanlarla finalde olmaktı” söylemi sportmenlik mi, samimi mi, sosyal medyacılık mı… emin değilim. Meraktayım. Siz ne dersiniz?
Bu yazıyı yazarken çok eskiden dinlediğim bir podcast aklıma geldi. Caleb Teicher bu röportajında çok kabaca caz dansları için yarışmanın pek de bir anlam ifade etmediğinden dem vururken aynı yıl pandemi sırasında online olarak düzenlenen ILHC'deki solo caz yarışmasında (aşağıdaki video) derece aldı 😅 Hayatın kendisi böyle ironik belki de...
Peki bu videoları izlerken ilhamlanmamak mümkün mü?! Bunu da "arkası yarın" konuşalım 😉




Yorumlar